Dünyanın tamamen öteki ucundayız... Evimden hiç bu kadar çok uzaklaşmamıştım. Hani küçükken annelerimiz "çok uzağa gitme, evin önünde oyna" derlerdi ya… Bu sözü ne zaman duysam, yaşım kaçsa, geri dönüş imkânlarım neyse, koşullar dâhilinde evden en fazla ne kadar uzaklaşabileceğimin sınırlarını zorlardım.

Dünyanın öteki ucundayız... Zaman zaman geri dönemeyecekmişiz hissine kapılıyorum. Kapılıyorum, ama hemen geçiyor. Geri dönemeyeceğimiz hissi değil, dönmesek nolur ki dünya şu anda burada donuyor, nabız burada atıyor, buraya dâhil olabiliriz, burada yaşayabiliriz, geri dönmek zorunda değiliz, yoksa zorunda mıyız, kaygısı geçiyor...

Ayak bastığımız her yere mutlak bir adaptasyon, bir teslim oluş, bir dâhil oluş yaşıyoruz. Gittiğimiz her yerde "burada yaşamak ister miydin?" sorusunu soruyoruz kendimize. O kadar içselleştiriyoruz, özdeşleştiriyoruz, benimsiyoruz oraları, oradaki hayati ve oradaki kendimizi...

Tek zor olan; sevdiklerimden fersah fersah uzakta olmak. Ama olsun, n'apalım. Onlar kalbimizde olduğu sürece... Uzak diye bir yer yok...

Los Angeles - Honolulu uçağındayız. Uçakta üniformalı 2 ordu mensubu var; herkes gibi normal yolcular. Bir ilgi, bir itibar, bir dört dönme hâkim. Amerikalılardan yine tam Amerikalı bir hareket. Hostes mikrofonu alıp şöyle bir anons yapıyor: "Aramızda US mensubu çok değerli 2 yolcu var." "Thank you to survey our country."

Bravo hostes kadına, çok hoşuma gidiyor. Bir taraftan da içim cız ediyor. Bizim gencecik çocuklarımızın kaçına bunu duymak nasip oluyor acaba?

Welcome to HONOLULU / O'HAU

Ben Hawaii'yi tek bir ada sanıyordum, meğer takımadalar zinciriymiş.

Hawai'nin Popüler Adaları:

O'HAU

Hawaii Adaları’nın baş adası. En kalabalık, en uğrak, en tanınan, sosyal yerleşkelerin en fazla bulunduğu ada burası. Tüm Hawaii Adaları’nın başkenti Honolulu şehri burada bulunuyor.

MAUI

Hawaii Adaları’nın içinde O'hau'dan sonra en taninmiş ve en turistik olanı. (Bizim de birkaç günlük O'hau maceramızdan sonra istikametimiz Maui)

KAWAI

Maui ile beraber en fazla yabancı turist çeken güzel bir ada. Biz de Maui ve Kawai arasında gidip geldik ve Maui'yi seçtik.

MOLOKA'I

Turistik bir ada değil ama gerçek Hawaililer'in yaşadığı bir ada.

LANA'I

Hawaii'nin çok turistik olmayan en küçük adası ama havaalanı var.

O'hau Adası / Honolulu

Honolulu büyük bir şehir. O'hau'nun ve tüm Hawaii Adaları’nın başkenti. Tüm uluslararası uçuşlar buradan yapılıyor. Hatta yüksek yüksek binaları, gökdelenleri var, otobüsler geçiyor. Honolulu'yu görüp hiç Hawaii'deyim demezsin, bayağı bildiğimiz şehir burası.

Waikiki Plajı

Burada 3 gün kalacağız sadece, o da dünyaca ünlü Waikiki Plaji'nı görmek ve O'hau Adası'nın genel havasını bir solumuş olmak için...

O'hau Adası’nın kuzey sahilinde esas Waimea Bay varmış. Güzelliği dillere destanmış ama bu sefer gidemeyeceğiz. Honolulu civarında, bize eşlik eden Twu bizi hangi koya götürürse oraya gideceğiz. Waimea Bay için yine geliriz. Hayat uzun...

O'hau Adası’ndaki koyların genel özelliği dalgaların devasa boyutundan dolayı yapılan sörf. Zaten burada yüzülmez, mümkün değil yani. Bu dalgalar yer yutar adamı, bitirir. Arabayla bir koy bulduk, böyle 15 metre dalgaları olan bir yer. Orada sevgilim body board yapmayı öğrendi. Ben de kıyıda kendi kendime takıldım.

Zira o dalgalarda öyle bir alabora olmuş ki yüzeye çıkamamış, beli yamulmuş, sırtı yere çarpmış. Katil dalgalar bunlar, acımasızmış. Yapanları görürken içim gidiyordu ama neyse, dünya turumuzun ortasında belim kırıldığı için eve gönderilmek hiç istemem doğrusu...

Ardından Koholulu Bulvarı'ndan aşağı yürüyerek Waikiki Plajı'nın yolunu tutuyoruz.

Waikiki Plaji upuzun güzel bir plaj, ince kumdan. Plajı esas güzel klan hiç şüphesiz, sağlı sollu dizilmiş, onu giydiren palmiyeler. Şehrin her yerinde palmiyeler... İzmir gibi, Nice gibi... Palmiye çok yakışıyor böyle deniz kenarı şehirlere, daha bir güzellik katıyor, zarafet katıyor.

Waikiki de öyle… Yüzmelik değil yani. Herkesin elinde bir body board, denizde yüzen yok, herkes ileride öyle malak gibi durup dalga bekliyor. Bir dalga gelecek de dalgayı yakalayıp tepesine binip kıyıya kadar gidecekler... Böyle akşama kadar bekleyenler, bir dalgayla buluşamayanlar...

Köpekbalıklarının "fok balığı" sandığı board takımı

Son gün bana da bir istek, bir cesaret geliyor. 1 günlüğüne kiraladığım body board'umu kaptığım gibi beni taşıyacak, hatta uçuracak dalga beklemeye açılıyorum. Bekliyorum. Üşüyorum. Bir yandan da korkuyorum. Bu arada, karada aslan parçası kesiliyorum da denizde biraz korkak bir halim var, onu fark ettim. Özellikle, köpekbalığının olduğunu bildiğim bu okyanus sularında...

Zira öğrendiğime göre köpekbalıkları en çok bu body board yapan insanlara saldırıyormuş. Çünkü bedeni board'a yaslanmış, suyun üstünde duran, sadece bacakları hareket eden bu insanları fok balığı olarak algılıyormuş. O yüzden saldırıyormuş. Sahiden de sahilden genel olarak bakıldığında herkeste bir fok balığı havası var. Doğruya doğru, köpekbalıkları haklı.

O kervana simdi ben de katıldım. Kendime fok balığından başka bir hava vereyim diyorum. Olmuyor. Fok balığıyım ben de kaçarı yok. Alttan alttan sinsice gelip yakalayacak bir tane köpekbalığı bacağımı şimdi... Ayyy nerden sardım bu işe, gidip plajda güneşlenseydim keşke. Yahu bu böyle olmuyor ama ben şimdi yukarı bakıp dalga mı kovalayacağım, köpekbalığı var mı yok mu diye ikide bir aşağı bakıp dalgaları mı ıskalayacağım teker teker?

Köpekbalığını unut kızım. Bak en açıkta yüzen sen değilsin, sana gelene kadar önce kimlerin bacaklarını yemesi lazım bu köpekbalıkları... Yok yok, bunlar kesin beni bulur. Kesin önce bana saldıracak bir tanesi buralara gelirse diye hesaplara dalmışken, bir de bakıyorum sevgilim uzaktan bana bağırıyor: "Bu dalga senin, haydi çabuk dön arkanı, var gücünle hızlanmaya çalış, çabuk çabuk..."  Bir anda sersemleyip, düşünmeden dediğini yapıyorum. Kaymak ne kelime uçuyorum adeta... Bir de bakmışım bir dalga beni kapmış. Ama yutmamış.

Hani King Kong'ta gorilin kızı bir hamleyle alıp sırtına attığı bir sahne var ya, aynen onun gibi, dalga almış beni sırtına atmış. Omuzlarında oturmuşum. Kayıyorum. Waikiki Plajı’na tepeden bakıyorum.Okyanus ayaklarımın altında ben en tepedeyim, kaymak ne kelime, uçuyorum adeta. Uçuyorum...

Kıyıya yaklaşırken dalgaların o endamlı bedenindeki güç azarlıyor. Her saniyede daha da azalmakta olduğunu hissediyorum. Yavaş yavaş inişe geçiyorum. Az önce bana inanılmaz büyük bir heyecan yaşatan o ihtişamlı dalga, nazik bir şekilde, hiçbir yerimi acıtmadan beni kıyıya bırakıveriyor. Bırakır bırakmaz da kendisi köpük olup yok oluyor... Görevi beni bu sahile sağ salim, bir de üstüne akıl almaz duygularla bırakmakmış da görevini başarıyla tamamlamış gibi...

Bu nefis yolculuk için teşekkürler güzel dalga. Belki bir daha karşılaşırız. Ama... Ne sen aynı, ne ben aynı...

Dilara Akyıldız

Yazar Hakkında

Dilara Akyıldız

ODTÜ Sosyoloji mezunuyum. Paris'te master yaptım. Halen Paris'te yaşıyorum. Dünyayı geziyorum. Her konuda yazılarımı yazdığım bir bloğum var.