Tarih Kokulu Midyat ve Hasankeyf

Bir önceki yazıda Mardin'i anlatmıştım. Şimdi sıra geldi Midyat ve Hasankeyf'e.

Midyat

Mardin'den 45 dakika uzaklıkta olan Midyat ilçemiz en az Mardin kadar güzel. Midyat'ta gezmek için çok fazla zaman ayırmadık. Her tarihi yerin ayırt edici bir özelliği olmasına rağmen yapı olarak birbirlerine o kadar çok benziyorlar ki, başka yerlere de gideceğimiz için Midyat'ta çok zaman geçirmedik.

Gelelim Midyat'a...

Midyat'a giden herkesin uğradığı en ünlü yer, ünlü diyorum çünkü burada “Sıla” dizisi çekildi, Midyat Konuk Evi.

Midyat Konuk Evi biraz tepede. Biz arabamızı Midyat Çarşı’da yer alan Saat Kulesi’nin orada bir yerlere park ettik. Midyat'ın açık hava müzesi gibi sokaklarından geçerek, yoldaki çocuklarla konuşa konuşa Midyat Konuk Evi’nin yolunu tuttuk. Gittiğimiz mevsim kış olduğu için turistler çok fazla yoktu. Buradaki çocuklar alışmış gelen turistlere rehberlik yapmaya, fazla seçenek olmadığı için yaklaşık yirmi çocuk bize Midyat'ı anlatmak için sıraya geçti. Tabi öyle bedavaya anlatmıyorlar karşılığında harçlık istiyorlar. Ben ilk geldiğimde çocuklara para verseniz bile utanarak kabul ediyorlardı. Oysa şimdi çocuklar işi öğrenmiş. Mardin şiveleri ile o kadar güzel anlatıyorlar ki. Çocuklara Midyat Konuk Evi nerede diye sordum; çünkü haritada ve internet sitelerinde bu isimle geçiyor. Çocuklardan biri "Abla orası Sıla Konağı’dır sana yanlış demişler" dedi. Kime sorsam Sıla Konağı diyor zaten dizi ile o kadar özleşmiş ki. Ne yalan söyleyeyim bu isim benim daha çok hoşuma gitti.

Kısa yürüyüşümüzün ardından Sıla Konağı’na vardık. Konaktaki müzik sesleri Sıla dizisinden. Konağı ziyarete gelen yaklaşık elli kişi vardı. Kışın böyle ise havalar daha sıcak olduğunda kim bilir nasıl kalabalıktır. Konak 3 katlı, konağın odaları ve her katı gezilebiliyor. Merdivenleri çıktıktan sonra, diziyi izlediyseniz Boran Ağa ve Sıla'nın odası yer alıyor. Yan tarafındaki odalarda yöresel hediyelikler satılıyor.

En üst katındaki manzara harika. Burada çok güzel fotoğraflar çekiliyor. Ayrıca Midyat’a tepeden bakmak bence çok güzel.

Midyat'a tepeden bakarken evlerin üstünde dam yataklarını da görebiliyorduk. Tabi dam yatağı sezonu çoktan bitmişti ama yatakların iskeleti hala duruyordu. Yazın çok sıcak olduğu için buralarda herkes böyle yatıyormuş. Ne güzel serin serin yatıyorlar yıldızların altında, yorganları da gökyüzü. Benim çok hoşuma gitti bu fikir.

Midyat Konuk Evi’ni gezdikten sonra çıkınca sol tarafta yer alan telkâri dükkânını gezdik. Telkâri, bir nevi gümüş işçiliği demek. Gümüşe o kadar güzel el işçiliği ile şekil vermişler ki, başka yerde bu tarz bir tasarım göremezsiniz ya da ben hiç göremedim. Telkâri dükkânından sonra çarşıya doğru tekrar yürüdük. Yöresel yiyeceklerden biraz aldık. Cevizli sucuğu harikaydı. Fazla zamanımız olmadığı ve daha önce de gelip gezdiğimiz için başka yerleri gezmedik.Zamanımız olsaydı Mor Gabriel Manastırı’nı da gezmek istiyorduk. Burası Süryaniler için büyük bir önem taşıyor.

Hükümet Kadın filmini izleyenler bilir. Bu film Midyat'ta çekilmiştir. O filmde yer alan bazı yerleri de görmek istiyorduk ama maalesef vaktimiz yetmedi.

Hasankeyf

Midyat'tan sonra rotamızı Batman'ın tarihî ilçesi HasanKeyf'e çevirdik. Ben yolda uyuduğum için ne kadar sürede gittik tam hatırlamıyorum. Seyahat ederken uyumak için en ideal zaman, yolculuk esnası benim için.

Sulara gömülecek olan Hasankeyf'i gidip görmek gerek. Ama bu harika yerin sular altında kalacak olmasını bilmek içimi fazlasıyla acıtıyor. Dünyanın hiç bir yerinde böyle bir tarihî özelliği olan, birçok medeniyetlere ev sahipliği yapmış bir yer yoktur. Böyle bir yeri de suların altına ebedi yolculuğuna uğurlamak biraz buruk oluyor tabi.

Hasankeyf'in Tarihi

Hasankeyf'in kimler tarafından kurulduğu bilinmese de Bizans, Sasani, Emeviler, Abbasiler, Hamdaniler, Mervaniler, Artuklular, Eyyubiler ve Osmanlılar'ın burada hâkim olduğu biliniyor.

Artuklular zamanında önemli bir ticari merkezi olan Hasankeyf, Moğol istilasında büyük zarar gördü. “Ah şu Moğollar her şeyi yakıp yıkmışlar hep” Hasankeyf'i onaran Eyyubiler ise Osmanlı-Safevi mücadelesinde çok yıprandı ve 1515 yılında Hasankeyf'i Osmanlılara bıraktı.

Hasankeyf'in çevresindeki 6 bine yakın mağara, insanın ilk yaşadığı yerlerden birisinin burası olduğunu gösteriyor. Bir sığınak olduğu tahmin edilen Antik Kent’in bilinen tarihi MÖ 8. yüzyıla dayanıyor. Mezopotamya'ya hâkim konumu, içinden Dicle Nehri’nin geçmesi, yukarı kale bölümünün uçurumlar ile çevrilmesi, savunmaya elverişli mağaraları da, fiziki gücün hâkim olduğu çağlarda, Hasankeyf'i kavimlerin paylaşamadığı bir yer haline getirdi.

Hasankeyf, anlata anlata bitmez, izlemeye de doyamıyor insan zaten. 2015 yılında gittiğimde restorasyon çalışmaları devam ediyordu. O zamanlar köprünün dokusu çok güzel belli oluyordu. Son gittiğimde tarihî köprünün restorasyonun bitirmişlerdi ama gördüğüm köprü hiç de tarihî bir köprüye benzemiyordu. Sanki betondan üstünü kaplama yapmışlar gibiydi ve çok çirkin duruyordu. Zavallı köprü daha sulara gömülmeden betondan bir tabuta konmuştu.

Mardin'de olduğu gibi burada da hemen bir rehber usulca yanınıza geliyor başlıyor güzelce anlatmaya, masal dinler gibi Hasankeyf'in acıklı hikâyesini dinlemeye başladık. Hasankeyf'in nasıl sular altında kalacağı, yeni ilçenin nereye taşınacağı gibi tüm bilgileri bize anlattı genç rehber.

Hasankeyf'in etrafında yer alan mağaralar önceden gezilebiliyormuş daha sonra orayı gezen yabancı bir turist tepeden doğal yolla düşen bir taş sonucunda ağır yaralanmış. Daha hafif yaralanmalar da daha önce olmuş. Bu yüzden güvenlik açısında bu antik kenti gezemiyorsunuz. MÖ insanların yaşadığı bu mağaraların bazıları tehlikeli olduğu için dinamitle patlatılmış ve hala da patlatılıyormuş. Eskiden bu mağaralarda yerli yabancı turistler gezebiliyormuş ayrıca mağaraların içindeki küçük dükkânlardan hediyelik eşyalar satın alabiliyorlarmış. İlçedeki halkın birçoğu bunlardan geçimini sağlarmış. Tabi mağaralara ait yer kapatıldığı için çarşıda satılıyor artık her şey. Genç rehbere "Hemen kabul ettiniz mi mağaraları terk etmeyi?" diye sordum. Genç rehber "Abla bizim halkımız iyi niyetlidir. Devlet ne derse onu yaparız biz" dedi. Anladım ki Hasankeyf'te tarihi olan sadece mekânlar değil, bu gönlü güzel insanlar buraların çok önceden beri sahibi.

Sular altında kalmasın diye birçok tarihî eser yeni Hasankeyf Yerleşkesi'ne taşınacak. Bu tarihî eserleri turistler orada da ziyaret edebilecek. Biz gittiğimizde genç rehber bize bir aya kadar önemli iki eserin taşınacağını söylemişti. Her yerde işçiler ve iş makineleri var.

Hasankeyf'te iki önemli minare bulunuyor. Bu minarelerin bağlı olduğu camiler maalesef günümüze kadar ulaşamamıştır. Bu camiler Sultan Süleyman Camii ve El-Rızk Camii’dir. Sultan Süleyman Camii’ni yapan usta ve çırak aralarında anlaşamaz. Usta çırağı kovar, bu durum da bizim genç çırağın zoruna gider. Çırak da El-Rızk Camii’ni yapmak ister. Başlarlar birbirleriyle yarışmaya. Usta daha minareyi tam bitirmeden, çırağı çoktan minaresini bitirmiştir caminin. Usta merak eder "gidip de bakayım ne yapmış şu çırak" der. Bir de bakar ki süslemeleri çok güzel olan bir minare var karşısında. Usta bozulur bu duruma çırağı minarenin tepesinde görür, başlar minareye çıkmaya. Yukarı çıkar bir bakar ki çırağı aşağıda. Nasıl olur bu? Ben yukarı çıkarken onu merdivenlerde görmedim diye kendi kendine düşünür. Çırağa seslenir tepeden "sen nasıl indin aşağıya". Çırak "aşağı atladım indim, ölmedim sen de atla ölmezsin" der. Usta bu duruma çok sinirlenir, çırağa inanıp kendini minarenin tepesinden atar. Düştüğü yerde can verir. Oysa çırak minareye çıkan çift yol yapmış. Bunu da herkesten sır gibi saklamış. Çırağın yaptığı eser ustasını geçmiş. Bu minareyi farklı kılan en büyük özelliği çift merdivenli olması. Minareler ile ilgili birçok hikâye var ama hepsi usta çırak ilişkisi üstüne.

Bahsettiğim minareler de yeni yerleşkeye taşınacak, sular altında kalan tek şey tarihî Hasankeyf Köprüsü olacak.

Hasankeyf'te Dicle’yi izlemek o kadar keyifli ki, bir de bir demlik çay söyleyin Dicle ile şöyle karşılıklı çay için.

Akşam vakitlerinde Hasankeyf'te olduğumuz için gezeceğimiz yerleri gezip rotamızı Van'a çevirdik.

Benim için Mardin-Midyat-Hasankeyf seyahati oldukça keyifliydi. Yurdumun insanları bir başka güzel.